Ana içeriğe atla

Kayıtlar

A etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ADEM’E SECDE ETME MESELESİ

                    Kur’an-ı   Kerim’de Hz. Adem’in yaratılmasından, meleklerin ve İblis’in (cinlerden olan şeytanın) Adem’e secde etmesinden çok surelerde bahsedilir.                 Secde nedir? Öncelikle bunu anlamaya çalışalım. Secde muhatap karşısında benliği, sıfırlama eylemidir. Muhatabı tazim etme ameliyesidir. Bu manada secde sadece Allah’a yapılır. Çünki insan eşrefi mahlukat olarak yaratıldığından ancak kendinden daha şerefli olana tazimde bulunur ki, O da Allah’dır. Tazim dışında saygı, selam manasında da secde vardır. Ümmeti Muhammed’e izin verilmese de eski ümmetlere izin verilmiş. Hz. Yusuf’un kardeşleri, anne ve babası Mısır’a geldiklerinde saygı ve selam anlamında secde etmişlerdi. Japonlar ve Koreliler, sevdiklerine saygı ve selam manasında rüku’ eder gibi eğilirler. Muhtemelen eski dinlerin bir kalıntı...

ALLAH’IN BİRLİĞİNİ NASIL ANLARIM?

  Allah’ın varlığı gayet derecede aşikar olduğu gibi birliği de o derecede aşikardır. Çok   delillerle Allah’ın birliği isbat edilebilir. Biz burada dört delille Allah’ın birliğini isbatla yetineceğiz.           1-Kainat çapındaki intizam, Allah’ın bir olduğunu isbat eder: Bir yerde bir intizam, bir düzenleme varsa orayı nizama sokan, düzenleyen birisi var demektir. Mesela şu sayfada bir düzenleme var mıdır? Vardır! Çünki harfler öyle sıralanmış ki, bu sıralama ile Türkçe olarak bir düşünce ifade ediliyor. Öyleyse bu sayfayı düşüncesine göre birisi düzenlemiştir, yani yazmıştır. İki kişinin milimi milimine aynı şeyleri düşünmesi ve binlerce harfleri bir anlam ifade edecek tarzda arka arkaya birbirinin aynısı kelimelerle yazması imkansızdır. Bu sayfa bu şekilde anlam ifade edecek şekilde yazılmışsa, bu sayfanın bir kişi tarafından düşünüldüğü ve yazıldığı isbat edilmiş olur. Aksi takdirde tesadüfen olduğunu kabul etmek gerekir ki...

ALLAH NEREDEDİR?

  Allah sınırsız büyük olduğundan hiçbir yere sığmaz. Hatta her yer, koca kainat, O’na nisbeten bir noktadan ibarettir. Kainat durmadan genişlediği halde Allah ile mukayese edildiğinde o noktadan öte geçemez! Hem içi Allah ile dolu bir noktadan öte geçemez! Allah her yerdedir, her yer bir yerde biter de ötesi yine sonsuza dek Allah’dır. İdrakimiz burada biter. Daha ötesini zorlamak aklın sigortalarını attırır. Zaten akıl da buraya kadardır, daha ötesini düşünmek vazifesi değildir! Ziya Paşa merhum ne güzel söylemiş: “İdrakı Meali bu küçük akla gerekmez; zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez!” Allah’ın Zatı vardır, sıfatları vardır, isimleri vardır. Bilemeyeceğimiz daha nice hasiyetleri vardır. Zatıyla, sıfatlarıyla, isimleriyle Allah bir bütündür, birbirinden ayrılmaz. Mahlukat, Allah’dan ayrı bir yerde değildir. Çünki o takdirde Allah’ı sınırlamış oluruz. Allah ise sınırsızdır. Allah mahlukatının kendilerine kendilerinden daha yakındır. Kâf Sûresi 16. Ayette Allah şöyle buyurur...

ALLAH NİÇİN GÖRÜLMEZ?

  Gözlerimizin yapısı belli şartlarda ancak maddi şeyleri görecek şekilde yaratılmıştır. Görmemiz için bir şeyin maddeden olması lazım, Allah ise maddeden değil! Göz açısı içinde olması, yani belli bir sınırı olması lazım, Allah ise sınırlı değil! Işık olması lazım ki, görebilelim

AMERİKA KITALARI MU’CİZE OLARAK KUR’AN-I KERİM’DE BİLDİRİLMİŞ

  Zuhruf Suresi 36, 37 ve 38. Ayetlerin mealleri şöyle: ‘’36-Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse, (Biz) ona bir şeytanı musallat ederiz de, o ona arkadaş olur. 37-Halbuki şüphesiz onlar (o şeytanlar), bunları mutlaka (doğru) yoldan çıkarırlar da, (o kafirler) gerçekten kendilerinin hidayete erdirilmiş kimseler olduklarını sanırlar. 38-Nihayet (o kimse şeytanıyla beraber Kıyamet Günü) Bize geldiğinde (şeytanına): ‘Keşke benimle senin aranda, iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Demek (sen) ne kötü arkadaşmış(sın)!’ der.’’ Meallerde ‘’iki doğu arası’’ ‘’doğu ile batı arası’’ olarak kayda geçmiş. Bunu yadırgamıyorum. Bin yıl önce yazılan tefsirlerde o gün için Amerika Kıtası henüz keşfedilmediğinden o günün alimleri, ayette geçen ‘’en uzak mesafe’’den kıtaların en doğusundaki kıyılarından, yani Büyük Okyanus sahillerinden en batısındaki kıyılara, yani Atlas Okyanusu sahillerine kadar olduklarını anlamışlar. Gayet doğal! Ben de bin yıl önce yaşasaydım öyle anlardım. Onun için...

ALLAH’I NE ŞEKİLDE TAHAYYÜL EDERSİN?

  Allah yaratıcıdır, yaratılmış değil! O sebepten Allah hiçbir yaratığa benzemez. Yani O’nun Zatı hiçbir maddeden müteşekkil değil! Hiçbir manadan da müteşekkil değil! Yani yerçekimi kanunu gibi bir kanun değil, ışın gibi bir şey değil, ruh gibi bir şey de değil! O’nun Zatı kendine hastır, insanlık O’nu idrak edemez. Çünki O’nu, idrak donanımız algılayamaz!

ALLAH VARDIR

     Bir şey nizamlı ise bir nazımı, sanatlı ise bir sanii vardır. Her şey nizamlı ve sanatlıdır. O zaman bu nizam ve sanatın bir sahibi vardır, O da Allah’dır. Bir örnek:      Yumurtadan civcivin çıkmasına bakalım: Yumurta kapalı bir kutu! İçi yumurta akı ve sarısı ile dolu. Sonra kuluçka makinesinde üç hafta bekletiyoruz. Civciv yumurta kabuğunu kırarak kendisi çıkıyor. Mükemmel bir canlı ile karşılaşıyoruz. Başı, gövdesi, kanatları, gagası, tırnaklar, iç organları ile harika bir donanımı var. Sonra ihtiyacı olan tüyleri çıkıyor kısa zamanda. Hem canlı, nefes alıp veriyor. Nefes almasa ölecek! Peki yumurta kabuğu içindeyken nefesi nasıl alıyordu, ihtiyacı olan havayı nereden buluyordu? Hem ne yeyip, ne yemeyeceği de öğretilmiş. Şaşırmadan gidip yeminden yiyebiliyor. O yemleri hazmedecek bir mideye, taş cinsinden şeyleri eritecek taşlık dediğimiz bir organa sahip. Kalbi, akciğerleri, sindirim sistemi, yumurtalık organlarına sahip. Kan taşıyor. Sevilmekten ...